Atatürk’ün dil ve tarih tezleriyle alay ediyorlar… Kimler yapıyor bunu: En başta Türk Dil Kurumu

Atatürk’ü sevmeyenler azınlıktır. Onlar sağcı ya da solcu olsunlar, Atatürk’ün fikirlerini de sevmezler, her fırsatta bu görüşlerle alay ederler. Kendi içinde tutarlı bir tavır. Ne var ki bizde esas Atatürkçü olduğunu savlayanların büyük çoğunluğu Atatürk’ün fikirleriyle dalga geçer. Örneğin anti-emperyalist duruşuyla. Örneğin tarih ve dil tezleriyle. Bunların birçoğu Atatürk’ün temel fikirlerini bilmez bile. O yüzden tiye aldıkları görüşlerin Atatürk’ün görüşleri olduğunu da bilmezler. Ama bazıları bilinçlidir. Onlar Batı’yla karşılıksız aşk yaşayan fetiş Atatürkçüleridir.

Yıllardır neredeyse her bölümünü izlediğim Güldür Güldür dizisi bana göre harika bir komedi programı. Günümüz insanının pek çok halini, zamane tiplerinin dramatik komikliğini olağanüstü senaryolarla ve mükemmel oyunculuklarla sergiliyorlar. Ancak mahalle baskısıyla siyaset yapmaya kalktıklarında kabız zorlamalar ortaya çıkıyor. Örneğin son bölümünde dünya liderleri toplanmış, Türkiye’nin önünü nasıl keseceklerini planlıyorlar. Ne kadar hayali bir şey! Ekonomiyi bozmak ve hayatı pahalılaştırmak için birçok komplo düzenliyorlar. Her bir komplo Türk halkının cahilliği, vurdumduymazlığı nedeniyle boşa çıkıyor… Bu kahve muhabbetli boş kafalı güruh mesela dünyayı beş altı ailenin yönettiğine inanıyor! – Buna değerli Soner Yalçın cevap versin ☺ – Büyük dış güçlerin, önemli bir jeo-politik konumda bulunan Türkiye’nin güçlenmesini istemediklerine inanıyor… Bakın siz şu ayak takımı safsatasına!.

Güldür Güldür’deki İsmail bir bölümde görünmez adam olduğunu iddia ediyordu. Fakat bakan herkes onu görüyor, “ama canım, görünüyorsun” diyordu. “Ama siz de bakıyorsunuz!” diye kendini savunuyordu İsmail. O bakmayanlara görünmez sadece! Bizim okumuş kesimin ezici çoğunluğuna göre Türkiye’nin kötülüğünü isteyen “dış güç” diye bir şey yoktur. Ama bizler apaçık görüyoruz!.. Bunu dediğimizde “ama siz de bakıyorsunuz” demekteler. Bir bakıma Türklerle uğraşan bir dış güce gereksinim yoktur. Dış güçlere her koşulda hayran iç güçler aynı işi görmektedir.

Türkler dünyada eşi benzeri bulunmayan bir ulustur. Halkının çoğunluğu, “aydınlarının” ise büyük çoğunluğu kendine düşman, kendini hor gören başka bir millet yoktur. Türk’ün Türklüğe düşmanlığı, Türk’ün kendini batıran aşağılık duygusu Göktürk yazıtlarından beri Türk’ün en önemli temasıdır. Hatta dış güçlerin akıllarını esir ettiği Türk işbirlikçiler için bir terim bile bulmuşuzdur, ki başka bir millette böyle kavram yoktur: Mankurt… Bunu söylediğimde birçok kırık konuşmalı Türk soruyor: Menkört ne demek? Fakat nasıl oluyor da kendi gölgesiyle kavgalı bu ulus binlerce yıldır dünyaya kök söktürüyor ve nasıl oluyor da öteki milletlerin en hazzetmediği millet sıralamasında bir numarayı hep koruyor? Bir damarımız var ki, öldürülemiyor, sanırım o damar tüm bu korkulara yetiyor.

Sanıyorlar ki bu görüşleri savunup geliştirdiğimiz için Türkçü olmuşuz, Türk ırkçısı olmuşuz. Her gün zamane Türklerine bakıp da Türkçüye dönüşmek hiç öyle kolay değil. Çılgınlar gibi İngilizce ve her çeşit yabancı dil öğreniyor bizim millet. Devlet desteğiyle, örgütlü yoğun bir çabayla çocuklarını, torunlarını Türkçeden ve töreden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Öğrenmeye çalıştıkları dilleri de doğru dürüst öğrenemiyorlar. Çünkü Türkçeyi bilmiyorlar. Öğrendikleri dillerin kökünün Türkçe olduğunu anlayamıyorlar, gösterdiğimiz zaman paniğe kapılıp beyinciklerini kapatıyorlar. Dört beş değil, yedi dil bilseler ne olacak, o dillerle düşünmüyorlar ki, poliglot papağandırlar en çok. Ne kadar Batıya öykünmeye çalışsanız boş, sen Arapları nasıl görüyorsan, Batılı da seni kara kafa Türk görüyor, o kadar. Schwarzkopf… Saç boyası markası bile senden daha havalı.

Türkçeyi nasıl bilsinler. Bu medyayla, bu eğitim müfredatı, bu edebiyat, bu Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’yla nasıl bilsinler. Oynayıp oyalandıkları İngilizce Türkçenin yanında Tarzanca gibi kalıyor, ama onu bilen sanki sınıf değil millet atlıyor. Gerçi düşüncelerini ifade için o bile fazla. Ancak o İngilizce de elden gidiyor. Yakında dil diye bir şey kalmayacak. Emojiler yeter. Batıda en çok tutulan filmlere, müziklere bir bakın. Küfürden geçilmiyor. Şarkılar deseniz soyunup kıç sallamak için sadece bir bahane. “Twerk” yapınca uygar millet oluyorsunuz, o zaman bilim de sizden soruluyor. İngilizce konuşanlara sorun, “vortex” nedir, bilmezler, ama “twerk” deyin bilirler. On binlerce bilimsel yayın birbirinin aynı cümlelerle dizili. Sanki hepsini tek bir kişi yazıyor…

Bu dillerin kökü Türkçe çıksa neyimize, Yunanca olsa bize ne? Bazıları böyle soruyor. Zaten “gerçek neyse ne, bizim akademiden iyi mi bileceksin, sana ne” diyenler yoluyla dil bu hale geldi, düşünce bu yola düştü. Atatürk’ün dil ve tarih kaygıları zaten tam da buna dayanıyordu, bir ırkın üstünlüğü davasını savunmaya değil. Batı medeniyetini aşmak… Atatürk’ün sağlığında birçok yabancı bilim insanı Atatürk’le aynı fikirdeydi dil ve tarih konularında. O öldükten sonra ve günümüzde yine pek çok yabancı bilim insanınca bu tezler kanıtlandı, doğrulandı. Bunlar içinde dünyaca bilinen birçok Sovyet bilim insanı da var. Ama gelin bunu Türküm deyince solculukları önlerine düşen ülkemiz Marksistlerine anlatın.

Atatürk’ün Türkçeyi araştırsın, geliştirsin diye kurduğu bu kurum Türk Dili’ni itibarsızlaştırma kurumuna dönüştü o ölür ölmez. Atatürk’ün tezleri üstüne tüm bilimsel tartışmalar yasaklandı, bu yasak sert biçimde devam ediyor. Batı’ya meftun olmuş Türk aydını başka dillerde rastladığı tüm Türkçe sözcükleri yabancı sayar, Türkçe kabul etmez. Çünkü bu kafaya göre ortak olan sözcüklerin İlk kez Türkçede görülme ihtimali yoktur. Çünkü Türkler Atatürk’ün görüşlerinin tam aksine göçebe ve ilkel bir kavimdir onlara göre.

İşte Türk Dil Kurumu’nun asılları Türkçe köklü olduğu halde hiçbir araştırma yapmaksızın başka dillere hibe ettiği, her birine bir yabancı köken uydurduğu binlerce sözcüğümüzden bazıları. Uzatmamak için bir bölümünün Türkçe kökenlerini parantez içinde verdim. Yoksa binlercesinin açımlaması bizim yayınlarımızda var.

TDK’nın Farsça dediği Türk kökenli bazı sözcükler: Arzu (irik), parça, asuman (asman), ateş (ot), bet, bostan (bastı), pazar (baz), kase, kağıt, çene, çember, kenar, köşe, her, hep, hiç, çengel, leğen, nam, can, nev, şah, şal, şar, şehir, şeker, derman, borç (ber –ver), sert (hartı), tava, kilit, viran, kin…

TDK’nın Arapça yafta koydukları: hava, hayır (kayır, kayra), ama (aba), beyaz, selam, selamet (sağ, sağlam), salim, men (ban), bap, beden (bod), kabız (kap), kabza, hapis (kapa), cins, Hüda (kut), üs, küll, kavis (kıvır), ıtır, aktar (attar, ot), kimya, harap, mal, tatmin (tod, tat), zikir (söyle), hüzün, tab, tarik, kafa…

TDK’nın kör gözün parmağıma Türkçe kökleri görmeyip Batı dillerine mal ettikleri: Tablet (tamga), tunik (don), pizza (pişi), pide, turist, tur, total, erotik (er, irik), eklektik, absorb, asit, akustik, aktif, enerji (erk), akvaryum, atlet, balo, balsam (bal), banyo, baton (batrak), botanik (bit, bitki), kürtaj, kalori, çello, kodeks (kütük), kolon, kongre (kengeş), kopya (köp), diksiyon, etik, etnik, gerilla, onur, imaj, makro, kardiyak (cörök), kota, arya (ırama), salya, seks, step, stok, taverna, teknik, tekstil (dokuma), terapi, tüp, tren, tümör (tomur), vizyon…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir